28 Şubat 2019 Perşembe

28 Days Blog Challange # 28. Bugün meydan okumanın son günü

28. Bugün meydan okumanın son günü, neler oldu, koca bir ay nasıl geçti, meydan okuma nasıldı merak ettim..

Efendim Tüm dostlara selamlar sevgiler olsun Evet  Bugün Meydan okumanın sonuna geldik Başta  Sevgili Ezgi olmak üzere tüm dostlara gönülden çok teşekkür ediyorum Gerçi ben araya kaynak yaptım girdim :)13.cü günde başladım .. Güzel Arkadaşım  İncirli Kurabiye Zeynebim sende katıl dedi meydan okumaya  dedi.dedim ben geç kaldım olsun dedi yaz Sen başla dedi ve başladım  iyi ki vesile oldu güzel Zeynebim :) onda gönülden çok teşekkür ediyorum...Meydan Okuma nasıl geçti çok güzel geçti keyfili eğlenceli bol okumalı bol faydalı yazılar bol güzel yorumlar..Yeni güzel dostlar kazandırdı ve bu sayede hepimiz birbirimizi daha yakından tanıma fırsatımız oldu.. daha çok yakınlaştık her geçen gün büyüyen kocaman güzel bir aile olduk  bir mahalle olduk san ki karışıklı sohbet ediyoruz gibi karşılıklı  çaylar kahveler içtik yeri geldi ağladık yeri geldi güldük eğlendik kahkahalar atık ..Dertlerimize ortak olduk hayaller kurduk  güzel anılar doldurduk  ceplerimize ... yeni şarkılar keşif ettik.  bilmediğimiz şehirlerin güzelliklerini keşif etik  gezdik dolaştık geriye kocaman güzel yürekler biriktirdik gönlümüze   ..güzel bir yolculuk yaptık her durakta güzel dostlarla karşılaştık  yüzlerimizde tebessümler bıraktık ...Ve bu yolculukta birbirimizi daha iyi tanıma fırsatı olan dostlar oldu onlar kimler mi 

Ve bu güzel  yolculukta Sevgili Ezgiyi daha yakından tanımakta gerçekten çok güzeldi onun o güzel enerjisi gülen yüzüyle  güzel yazılarıyla  yaptığı güzelliklerle iyi ki böyle bir Meydan  okuma yapmış bir kere daha   gönülden çok teşekkür ediyorum ellerine emeğine sağlık güzel Ezgim ...:)

Sevgili Güzel İncirli Kurabiye Zeynebim  onu zaten çok seviyordum şimdi daha çok yakından tanıdım o güzel yüreğini gönlünü  tanıdım sevdim halende çok seviyorum onu :) tabi hepinizi çok seviyorum :) Her şey o güzel gönlünce olsun inşallah canım benim ..

Ve benim gönlümde yeri başka bir insan daha Sevgili Her telden Şefim o güzel yüreğini bir kez daha yakından tanıma şansım oldu her daim yanımda olan güzel kartıyla beni çok mutlu eden güzel arkadaşımı  kazandım  ben neşesi  o gülen yüzüyle keyifli yazılarını okumaktan mutlu olduğum güzel insan her telden şefim :) seviyorum seni güzel arkadaşım inşallah bir gün  karşılıklı çay simit yiyeceğiz seninle :) 

Ve bir güzel  dost daha yakından iyice tanıma fırsatım olan Sevgili Öneri Makinesi   o güzel gönlünü tanıdığım için mutluyum ve keyfili yazılarını o  birbirinden güzel kartpostallarına bayılıyorum :)  ve bu güzel yolculukta onu görmekte çok güzeldi iyi ki katılmış seviyorum seni güzel arkadaşım benim:)

Ve güzel bir dostu daha yakından tanımanın fırsatı oldu Sevgili  İnciden Notlar  güzel yolculukta onun güzel keyfili yazılarını okumak çok güzeldi gerçekten iyi ki oda katılmış bu güzel yolcukta onunla birlikte olmak çok keyifliydi ...


Ve tüm dostlara çok teşekkür ediyorum herkesin emeğine ellerine yüreğine sağlık bu güzel yolculukta sizlerle olduğum için çok mutluyum hafızama çok güzel anılar doldurdum çok güzel bir anı olarak kalacak inşallah illerde okudukça yüzlerimizde birer tebessüm olacak ..:)  Hepinizi çok seviyorum  iyiki varsınız birlikte daha nice güzel paylaşımlara inşallah sevgiyle kalın ...


Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım Turgut Uyar Seslendirme // Mehmet Yıldırım Eser - Toygar Işıklı ( Susma)



 Durma Göğe bakalım hadi ....

27 Şubat 2019 Çarşamba

28 Days Blog Challange #27/Ne Yaparsın da Toplanırsın?

Efendim tüm dostlara selamlar sevgiler olsun :)  gelelim bugünün  sorusuna 

27. Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da birşey olur modun düşer. Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin ?

Bende bu aralar bir yorgunluk var zaten mübarek kış ayı beni çok yordu bu sene vallahi ..Bizim de aksiyon macera bitmez :) daha dün benim küçük kardeşim   mutfakta  orta boylu 6 çekmeceli  var bende onlara kaseleri filan koyuyorum.. sen bizim küçük kaseyi alırken devrildi  bir güzel yere öyle bir gürültüyle devrildi ki  altında kaldı sandık hepimiz  birden yerimizden fırladık mutfağa neyse ki bir şey olmadı annem zaten panikçi kadın :)  bizim meloşta hasta bir kaç gündür dün gün boyu yattı bugün biraz daha iyi şükür  doktora  götürdük ama annemin içine sinmedi  eve yarın doktor gelecek  sağ olsun sağlık bakanlığının bu güzel olayı çok güzel gerçekten bu sayede doktora gidemeyen tüm yaşlı engeli insanlarımıza geliyorlar  ...Allah gerek etmesin  numarası bu ..444 38 33'  arayarak yardımcı oluyorlar ..sağ olsunlar hemen dönüş yaptılar bize ...Efem gene konuyu nerelere getirdim:)
Kendime bir hayrım olsa vallahi söylerim ama yok :) ev işleri dış işleri koşturma derken ben bert oluyorum zaten ..Beni en iyi rahatlan şey müzik :)  evde dışarıda müzik :) sabahları ancak 10 gibi kalkıyorum zaten bizim muhittin yetiyor :)) oda olmasa zaten kimle uğraşı caz dimi ama:) kurban  olursan :) ona :))   benim kızım pek yaramazdır 😊😀gardolabın tepesinde bile gezer 😀😊  Sabah kalkınca elimi yüzümü yıkarım sonra Muhittin kafesini açarım yoksa çok pis kızıyor da😀sonra yemek kapı hazırlanır 😀yoksa Saygın bey yemeği vermiyor bende onu kapıda ağaç ediyorum 😀😊 sonra soba temizlenir odun kömür getirim  soba yakma işi annemde 😀sonra çay demlenir  kahvaltı  sonra evi topla filan derken akşam oluyor zaten 😀😊tabi bu arada meloşsun nazları çekilir 😊😀paşam pek nazlı da 😀😊 özlem bu aralar kaçma peşinde 😀 vallahi evden kaçıçam 😀😂😂 şu meloş biraz toplasın yolculuk Gelibolu  😊😀 orada manevi kardeşim Gözde var eşi göreve gitmiş bugünde konuştuk  gel biraz yanima dedi dedim tamam kardeşim gelicem 😀😊oda sevindi 😊🌸  evet benim gene bol  ifadeli  yazının. sonuna geldik efem 😊 sevgiler selamlar olsun güzel blogger mahallesin güzel insanları 🌸🌸🌸





bu benim yaramaz kızım Muhittin 😊❤❤

26 Şubat 2019 Salı

28 Days Blog Challange 26.#Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var ?

Efendim Merhaba tüm dostlara  yeniden  bugünün Sorusu 26. Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var? Yok desem yalan olur :) şimdi  


26. Maddi ya da manevi neye ihtiyacın var ?

Maddi Olarak bu aralar biraz kendimi görmem gerek gereğinden çok fazla bıraktım kendimi misal 
iki pantolon  bir spor ayakkabı geçende bir tane beğendim bakalım Fiyatı biraz fazla geldi ama 80 lira dedi ama adam bir şeyler yaparız dedi aldığın zaman  bakalım :) bir yazlık mont almam gerek saçımı boyamam gerek :)) beyazlar artık çığır aştı :))  ve bir parmak arası terlik :)  şöyle iki ince kazaklar baharlık :) şöyle  iki tane filan tişört :) Onun dışında çok şükür halimize Rabbım bol rızıklar  versin inşallah cümlemize  Rabbım sağlık versin inşallah  ...Çalışmak istiyorum ama maalesefi ki  olmuyor meloşun Evde bakımı benim üstümde onu anneme devir etsem en az 6 ayı süresi var o yüzden şuan hiç yapamam  Sigortalı bir işte çalışamam girdiğim an devlet kesiyor çünkü ..Artık sigortasız kimse çalıştırmıyor kolay kolay  o yüzden Bu günümüze Çok şükür Rabbım darda koyup bunaltmasın inşallah 

Manevi: Manevi olarak Çok şükür Ailem sevdiklerim var Siz güzel blogger mahallem var  iyi yada kötü günüm de hep yanımda oldunuz  olmaya da devam ediyorsunuz Çok şükür sizlerle yüz yüze gelemesek de kalplerimiz bir olduğunu biliyorum  ..Şöyle güzel bir ev  almak için biraz para olsa iyi olurdu :) Rabbım sağlık huzur mutluluk versin inşallah Çokta para istemem azı bulamayan çoğu hiç bulamaz onun için Rabbım her şeyin hayırlısını versin inşallah ...Hepinizi seviyorum sevgiler 😊💓

28 DAY BLOG CHALLENGE#25. Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi

Merhaba efendim tüm dostlara selamlar sevgiler olsun bugün az daha bloğumu gözümün nurunu ayyy sildim sandım 😢😢 çok korktum gerçekten bir ara ağladım ya :) Güzel arkadaşım Sevgili İncirli Kurabiye Zeynebime Yazdım bana yardım et dedim oda uğraştı sağ olsun olmadı neyse daha sonra kardeşimi bekledim beynini yedim yaptı çok şükür bunca emeğim siz güzel dostlarımın tüm güzellikleri gidecek sandım çok şükür düzeldi:) bloğumun şokunu atlattım çok şükür :) gelelim  dünün sorusuna bakalım neler çıkacak :)
25. Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela ? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.


Bir kaç gündür Bizim meloş hasta yazamadım bugün doktora götürdük üşütmüş paşam :) yatıyor şimdi inşallah bir kaç güne düzelir ... 
A) Ailem(her şeyim)Annem/ Anılar /Ağlamak /Azalmak /Aydınlık

B)
Bloğum (her şeyim ) Bayrağımız) /Beyaz /Barış Manço /
Bruce Willis

C)
Ceyhan :) anneme bazen sigara içtiği için Ceyhan boru hattı gibi diyorum da:)

Ç)
Çanakkale-çay içilmez mi :) Çikolata :)) Çok /Çınar ağacı /Çoğalmak

D)
Doğum+Doğa/Deepsi:)/Deniz /Duymak

E)
Elma şekeri (çocukluğum )/Edebiyat /Edep

F)
Fıskiye 😊😀Bir kere sahilde otururken birden Fıskiyeler açıldı     
 ıslanmıştık/Fesleğen   

G)
Gelibolu 😊 çok güzel küçük bir kasaba gibi yer😊/Gökyüzü /Görmek /Güneş 

Ğ)
Ğ deyince aklıma Mehmet Ali Erbil geliyor çarkıfelek :)

H)
Hayat yaşamak.../Huzur/Hababam :)/Haksızlık /Haklı /Hoşçakal /Hissetmek-Hoşgörü

I)
ısınmak Soba :) /Ilık

İ)
İnanmak sevmek :)/İstiklal Marşı /İnek Şaban :) İncir 

J)
Jandarma :) Jakuzi:) /Jackie Chan Çok severim :) /
Jim Carrey:

K)
Kalem Yazmak :)/Kedi :)/Kağıt /Kadıköy /Koku /Karanlık/ Kurabiye :)

L)
Laleler İstanbul :) Lanet :) 

M)
Merhamet /Merhaba :) /Meloş/Mutluluk /Mavi /Mor /Mektup /Mart :) /Muhittin

N
)Nasılsın :) /Nasihat /Nazım Hikmet Ran )
 Nicolas Cage  :) 

O)
Osmanlı /Orman /Osman :) 


Ö)
Öykü /Özlem :)/Öksürük Annem :) /Ördek :)

P)
Paris :) .Papaz :) Püsük / Kedi demekte:) Pati:)/Pasta :)/Pranga

R)
Rize/ Rahatlamak :) /Ruh /Rüzgar

S)
Saygın)Sivas Sevmek Sessizlik Susmak-Sükunet /Sahil /Su/Saygı Sevgi 
Sevmek 

Ş)
Şarkılar Şakir :) /Şaban /Şiir

T)
Türkiye /Türküler /Tutku /Tutmak /Tatlı

U)
Uzay :) Uzaylı Zekiye :) Eski bir dizi :) /Ufuk /Uzaklar /Uçak /uçmak /Uçurtma :)

Ü)
Üzüm/ Üzülmek

V)
Vatan /Vapur/ Vefa

Y)
Yaşam /Yalnızlık/ Yalnız/ Yara /Yarasa /Yaz gelsin artık :)) Yeşillik Yağmur

Z)
Zalim /Zulüm /Zaten /Zarf /Zarafet/Zafer



Bu şarkıda hoşuma gitti :) belki beğenirsiniz Ebru Gündeşin Yeni albümünden :)

24 Şubat 2019 Pazar

28 DAY BLOG CHALLENGE # 24. Farklı şehirlerdeyiz öneri



Efendim tüm dostlara selamlar sevgiler olsun bugün sorusu biraz zormuş bana :) ben pek bir yerlere giden biri değilim ne yazık ki umarım beğenirsiniz


İstanbul dilerden dile dolaşan şehri İstanbul adına şiirler yazılan şarkılar yazılan hüzünler şehri İstanbul mutluğu sevinçleri kahkahaları tüm güzellikleri içinde barındıran iki yakalı şehri İstanbul görmek istiyenleri tüm güzelliğiyle bekliyor 😊... Orhan Veli Kanık İstanbul'u anlatan en güzel şiirler den biri ....

24. Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehir ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada ? Nerede leziz birşeyler yiyebilirim bir düşün bakalım ?

Benim bazen çok arada gittiğim bir güzel bir cafe var sahilde orayı seviyorum güzel oluyor denize de yakın burada güzel bir vakit geçirebilirsiniz İsmi Yakamoz Cafe Maltepe yalı mahallesi sahilde keyfi ve güzel bir yer kavhaltısı da güzel :) fiyatlarda eh ne çok ne çok az ortada benim bildiğim yer bu kadar malum istanbul kocaman bir şehir gezilecek yerleri keşif edilecek yerleri çok birde kadiköyde iskeleden bir vabura binip simit çay keyfi de yapabilirsiniz :)












İSTANBUL'U DİNLİYORUM
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
                    
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.
                    
                                 Orhan VELİ KANIK 
 
gelirseniz beklerim  sohbetim var kahvem çayım var 😊 gezilecek görülecek çok güzel yerler var beklerim yolu buralara düşeni 😊🌸🌸🎈🎈🎈

23 Şubat 2019 Cumartesi

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma#22#aydalı olacak, bildiğin şeyler #23. Neler Yapıyorum

Efendim tüm dostlara selam sevgiler olsun havadan mıdır nedir her yanım ağrıyor 😊sanırsın dozer geçmiş gibiyim 😀😁  dün yazamadım havalardan dolayı ve elim sürekli  suda olduğu için ellerim çok kötü çaldı  sürekli krem filan sürdüm bugun daha iyi  tuşlara bastıkça çatlıyordu ondan doalyı af ola efendim bugun ki meydan okumayla biriklikte yazııcam artık bakalım nelermiş sorular evet meydan okuma devam ediyor bakalım bugün  iki sorusuna ..

22. İnanıyorum bu yazı faydalı olacak, bildiğin şeyler hakkında ipucu verebilirsin. Ne bileyim mutfak ipuçları ya da fotoğraf ile ilgili ya da şu an hiç aklıma gelmeyen birşeyle ilgili.. İpuçları hayati önem taşırlar, içlerinde deneyim barındırırlar..


efendim pek öyle ipuçları yok :) sevgili  Öneri Makinesi  güzel  arkadaşımın dediği gibi kelin melhemi olsa  kendi başına sürer hesabı benim ki de :))  aklımda olan bir kaç tane farklı şeyler var bari onları yazayım :) 


malum benim bir tane minak kızım muhittin var muhabbet kuşum :)   onun sayesinde bir kaç öğrendiğim şeyler var onları sizlerede paylaşayım :)

muhabbet kuşalarına muz haslanmış patates ve domates vermeyin çünkü boğazlarına takılıyor nefes almakta zorlanıyorlar  benim yaramaz kızım domates çekirdeği yedi az daha gidiyordu :)) istifa edince kendine geldi mikrop :)  ve vereceğiniz yeşillikleri kuru vermeyin yıkayın öyle verin  .. 


birde benim gibi elleriniz çok çatlıyorsa zeytin yağı sürün çok iyi geliyor  ..

.birde topuklarınızda çatlaklar oluyorsa vazelinin içine bir tane gribin koyun karıştırıp sürün yatarken yaparsanız daha iyi olur  birde çorap giyin ayaklarınıza bir haftaya  kalmaz düzelir   inşallah ..

eğer dizlerinizde ve dirsekleriniz de kararma oluyorsa limon sürün beyazlatıyor  tercübeye sabit :) 
  
birde  yaptınız patatesli yemekler olursa  kaldığı zaman onarı şeçin patatesleri bir sudan geçirin   onları küçük küçük doğrayın bir tavada  içine biraz yağ bir tane orta yada küçük bir soğan doğrayın biraz ölsün soğanlar sonra içine biraz pul biber atın patatesleri de atın çevirin oldu bitti  yanında ayran ve çay iyi gider :) birde güzel ekmek tamamdır :)  biz patates kavurması deriz :) lor peyniri de aynı şekilde yapabilirsiniz güzel oluyor :) soğanla hatta lorun içine biraz da maydonoz koya bilirsiniz :)  bizde çökelek kavurması kahvaltılarda çok yenir :) 

evet bilidiklerim bu kadar :) dilerim bir şeye yarar :)) 

evet gelelim diğer ikinci soruya  

23. Neler Yapıyorum yazısı hazırlıyoruz. Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz. Örnek yazı linki içinBuraya bir tık. 

Mutluyum/ çünkü küçük şeylerden mutlu olmayı severim  illa kocaman büyük şeylerin olması gerekmiyor bir kedinin gelip kendini sevdirmesini bir çocuğun sana bir tebessüm etmesinden mutluyum ...sevdiklerimle ailemle blogger mahallemle mutluyum :) 


İçiyorum/çay dan aldığım keyfi başka birşeyden alamiyorum çayı çok seviyorum :) 

Dinliyorum/ hayatın sessizliğini sakinliğini dinlemeyi seviyorum kulağa hoş gelen tüm şarkıları seviyorum dinlerken   şarkılara eşilk etmeyi severim :) 


Okuyorum/insanın ufkunu açamsını güzel değişik şeyleri okumayı severim bir  bilgi öğrenmeyi seviyorum okurken okumak güzeldir ve tüm blogger mahalesinin yazılarını okumayı seviyorum :)



Yazıyorum/ içimden  gelen satırları  dökmeyi okunmasını güzel eleştiriler  güzel yorumlar geldiğinde mutlu oluyorum yazıyorum  yazmak tutku yazmak görmek duymak sevmek  mutlu olmak gibi ..yazıyorum ...


Duyuyorum/  içimde ki sessizliği gülen bir çocuğun sesini.. ağlayan bir  insanın gözyaşlarını  bir şarkının nakaratını  bir martının çığlıklarını gülerken ağlamayı duyuyorum  doğanın hayatının içinde ki sessizleri duyuyorum....





not:  kelime hatalarım olabilir şundan dolayı kardeşimin iş bilgisayarından yazıdım :) neden çünkü tüm yazdıklarımı hatalı gösteriyorda :))


 


21 Şubat 2019 Perşembe

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma #21 Herhangi bir konuda eleştiri yordun beni hayat ...

Efendim tüm dostlara selam sevgiler olsun bugün  bol koşturmalı bir gündü  ve bugün annem sağ olsun evi un etti 😊😀çocukken çok sevdiğim bir tatlıyı yaptı bizim  Kahramanmaraş'a özel kıvrım tatlısı :) tek tek açılarak yapılıyor bol cevizli :)) şuan yedim ölücem birazdan :)) çok yemişim :)
haliyle her yer un oldu topla et derken ancak bitti ..bir de bizim meloşu dövecem :) reklamlarda kömür maskesi kremi varmış tutturdu bana kömür maskesi alın böyle yüzüme sürücem diyor :)) meloş dedim evde kömür var onu süreriz olur sana kömür maskesi :)) o reklam ne zaman çıksa hep bana bundan alın :)) alıcam sonunda sürücem görecek gününü :)) aslında kardeşimin vardı oda bitirmiş :)) yoksa gene sürücektim :)) şimdi ki olayımız kömür maskesi :)) 



Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap, müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.





Evet gelelim konuya şu son zamanlarda bizim evde mevzu olan konuşmalara efendim bizim iki komşu var biri Sebi diğeri de bizim göngoş ve bizimin evin demir başı annemin süt kardeşi teyzem :)  bir insan bir şeyi konuşurken biraz düşünür dimi karşında ki insanın kırıl yada üzülür diye yok bu herkes işi gücü bırakmış.. bizim evin  gelirini konuşuyor kardeşim ben senin ne aldığını ne ettiğini ne yediğini içtiğini soruyorumuyum   yok sormuyorum  misal teyzem  eee bu eve dünya para giriyor nereye yetmiyor sanırsın milyon dolarlar giriyor hayır girse ne olacak acaba şunu anlamıyorlar bu evde 5 kişi yaşıyoruz kira veriyoruz okul taksitleri kurs faturalar he boğaz da eve gerekli olanları alıyoruz he malum kış kömür alıyoruz bir kömürünün torbası 40 ile 25 tl arası düşünün .. hayat  zaten zor kendinilerinin tuzu kuru ki bize böyle konuşuyorlar ayar oluyorum ben her şey den önce bizim evde Osman var yani meloş:) önce onun ihtiyaçları sonra bizim  ve daha babamın bıraktığı borçları ödüyor kardeşim  onlarda az kaldı şükür bitmek üzere inşallah ..çocuğun saçları beyazladı şu yaşında daha 24 yaşında koca bir evin yükünü  aldı hem çalışıyor hem okuyor geçende çocuğun harcını yatırdık sağ olsun devlet onlara da zam getirmiş 450 olan 580 tl olmuş düşünün artık birde teyzem ve iki komşu bizim eve gelen yemeğe her gün geldiği için şükür etmemiz gerektiğini  söylüyor kardeşim tabi ki şükür etmeyi sizden öğrenecek halimiz yok dimi çok şükür demeyi biliyoruz biz ..inanın  bazen gelen yemekler yenmiyor Allah af etsinde dökmek zorunda kalıyoruz içim üzülüyor ama yenecek gibi olmuyor bazen hele ki  ekmek bazen bayat oluyor hayır çok istiyorsanız Rabbım size de versin inşallah diyorum  hiç kimse böyle bir durumda olmak istemez keşke çalışa bilsem onu bile almam inanın büyüklerin bir sözü var bir insan önce  gözünü doyuracak senin karnın doymuş boş önce gözünü doyur sen ..nasıl bir zihniyete sahipler anlamıyorum  ben zaten  . geçende söz etmiştim ben annem küçük bir kavanoz reçel yapıştı portakal reçeli ben çok seviyorum diye yaptı biraz...teyzem hemen bana da verin evde yerim hayır kardeşim vereyim de sen zaten koca bir kase yedin daha niye istiyorsun bu ev kalabalık akşama kadar evdeyiz biz bir yere gittiğimiz yok hayır gitsek de size ne  sizler  gezip tozuyorsunuz gezin beni alaka etmez herkes kendine bir şeyi konuşurken iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırsın.. annem  ne yapsa ee bana verin  senin durumun biz den kat kat iyi evin var yazlığın kirada olan evin var babandan  maaş  çocuklarından  para alıyorsun gözümüz yok Allah daha çok versin.. sizler niye bizim evimize giren bir parça ekme göz dikiyorsunuz ki sizler önce lütfen gözünüzü doyurun .. Rabbım gözünüzü doyursun inşallah şunu unutmayın hepimizin gideceği yer aynı bir avuç toprağın altı ...Hadi düşünün biraz bu dünyanın altımı çok üstümü .....Rabbım güzel görenler den eylesin inşallah .....Kaç zamandır dert  olmuştu içime buraya yazdım biraz rahatladım ..Çok şükür Rabbime verdiklerine  .Rabbım olmayanlarda versin inşallah ....seviyorum sizi güzel insanlar blogger mahallesi :)





20 Şubat 2019 Çarşamba

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma#20# Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla

Merhaba efendim artık yavaş yavaş meydan okumanın sona geliyoruz :) bakalım daha neler olacak :) bu aralar  bir evde bir dışarıda tepiniyorum :) halk eğitime gittim kitaplarımı aldım malum sınava çok bir şey kalmadı nisanda :) hadi bana şans dileğin :)) bu günde banyo filan temizledim deterjan yüzünden geberiyordum :)) çok fazla sıkmışım :)) neyse ki hemen dışarı attım kendimi sonra hemen yıkadım :))  evet gelelim bugünün sorusuna 

20. Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla mesela. ( film, kitap, kıyafet, yemek artık aklına ne gelirse )


Bugün İstanbul sisli başladı güne tüm her yeri  kaplamış sis az önce çöp atmaya gittim çoğalmış sis   ...bende çok önceden okuduğum bir kitabi  yazayım dedim tekrar tekrar okuduğum bir kitaptı şimdi de kayıp olmuş aradım geçen gün bulmadım neyse dedim nasılsa çıkar bir yerden :)  okurken bir insanın neler yaşadığını neler çektiğini ve tüm zorlukları   anlatıyor Muazzez çoğu yerde  gözlerim dolmuştur Kitap ilk 2008 ve 2009 olarak geçiyor bazı yerlerde  yılında çıktı daha sonra 4, baskısı da 2014 de çıktı Evet kitaptan alıntıları aktarmaya çalışı cam  bakalım   :)  ben ilk seriyi  okudum 

                               



                                     Dön Muazzez Ayşenur  Yazıcı   



Her şey ‘o’nun bilgisi dâhilindedir!
İntihar eden bir kadın öte âlemde ruhuyla yüzleşince nasıl bir azapla yanar? Herkes yaralı, herkes depresyonda, herkes çıkmaz sokaklarda bir dolambaç içinde yaşamından vazgeçmeye hazır dolanıyor.
Kimi dürtsen kavga içinde kan revan ruhundan vazgeçmeye hazır!Oysa bir de inançlarımız var. Günahlarımızdan korkularımız?
Yeni nesil DNA’sında ölümü büyüterek çoğalırken, intihar etmek isteyenlerin sayısı ürkütüyor!
Muazzez, annesinin ölüsüyle aynı odada yaşamış bir çocuk.Kimsesizliği ve yaşadığı sarsıntılara direnmeyi bırakıp, bir gün balkondan atlayarak intihar ediyor.
Onu karşılayan bir melek, Mesnevi öğretilerinden açıklamalarla, başına gelen her olayın onun “kâmil” insan olması için olduğunu, her zaman kollandığını ve korunduğunu geçmişine geri dönerek anlatır.
Muazzez ceza olarak cennete de cehenneme de alınmaz ve intihar etmeseydi yaşamda onu nelerin beklediğini izlemesi için ebediyete kadar bir bulut üzerinde oturtulur.
Romanın ikinci bölümünde Muazzez’in ruhu kendini ve gelecek zamandaki yaşamını yukarıdan izler…
Pişmanlıklar ve hayat muhasebesi içeren beden ve ruhun sorgulandığı gizemli bilgilerle donatılmış sıra dışı bir roman.Herkesin aklından bir kere olsun intihar geçmiştir. Neden?
Üçüncü sayfa hayatların ve kendi hayatının kahramanı olmuş tüm insanların anısına.
Ayşenur Yazıcı’nın daha önceki romanlarındaki gibi, alışılmışın dışında bir hayat, sıra dışı kahramanlarla ve heyecanla sorgulanmış.

Dön Muazzez Romanından alıntılar
Adım Muazzez. Yaşam benim için gülümsemekten ve annemin eteğine yapışıp, damağa güzel gelen şekerlerden dilenmekten ibaret. Üç yaşındayım.Sobaya, sıcak su dolu demliğe, kuyuya yaklaşmanın, odun yığınlarına tırmanmanın yasak olduğu zamanlarım.
O gece neler yaşayacağımı bilmiyorum ki.Yaşadıkça nasılsa keşfetme arzuma yenik düşüp, illaki birinden zarar görüp kendimi sakınmayı öğreneceğim .Tıpkı diğer çocuklar gibi.
“”Yapma evladım”” cümlesi yapmaya teşvik ediyor, çok çekici.Kim bilir “yapma” dediklerinde neler gizli.Yapmazsam nasıl keşfedeceğim etrafımı?
Mesela biberin acı olduğunu ağzımı yakmadan nasıl bileceğim?
Ağaçtan düşünce çok canımın yandığını, kediyi sevmek istediğimde o sevilmek istemiyorsa beni tırmalayacağını….
Babamın sinirliyken ayağının altında dolaşmamam gerektiğini, azar işitip köşeye en az bir kere sinmeden nasıl bileceğim?
Narın içinde minicik ekşi kırmızı tanecikler olduğunu, salıncaktan düşmenin çok fena can acıttığını, bayram denilen bazı sabahlarda hiç yemediğimiz yiyeceklerden yemeye iznimiz olduğunu…
Henüz 30’lu yaşlarım, balkona çıkıp ölümü bekleme saatim gelmediğinden,henüz tesadüfler beni farklı yerlere sürüklememişken, ben çocuk iken, hazırlanmaya bile vaktim yokken…
Annem ekmeğin sıcak köşesini reçele batırıp elime tutuşturduğunda anlardım ki birazdan babam eve gelecek; gün bitiyor, güneş gidecek ve karanlıkla beraber “baba” şu kapıdan girecek.
Yoksa baba kapıdan girdiği için mi “güneş” gidiyor, her yer karanlık oluyordu bilemediğim zamanlar…
Babam kamyon şoförü. Kamyonunun dev hayvan hapşırığı sesleri çıkararak evin önüne gelip duruşunu, annemin ışığı sönmüş telaşlı gözleriyle ellerini kurulayıp saçını düzelterek kapıya gidişini, eski divanın üzerinde büzülerek izlediğimi hatırlıyorum.
Hem korkuyor hem seviyordum onu. Beni havaya atıp tuttuğunda, karnımın üstüne odanın tüm boşluğu dolar, içim kalkardı.
Attığım sevinçle karışık korku çığlıklarına eşlik eden hoppala hoppili diye şarkı tutturmasından cesaret alırdım. Bazen elini yumruk yapar karşıma geçer bil bakalım sana ne getirdim deyip beni heyecanlandırırdı.
Avucundan mutlaka şeker çıkması için “iki eline de şeker alıp yumruk yaptığını” ben öğrenmeden ölecek olan adam; Babamdı o!
O gece babam beni öptüğünde ekşi ekşi kokuyordu. Divanda uyuyordum. Annemlerin odasından gelen çığlıkla, yüreğim yarılır gibi gözlerimi açtım! Karanlığa bir türlü alışamayan gözlerimin ıstırabına dayanamayıp divandan atladım.
Odanın kapısına geldim ağlayarak “aç anne aç” diye seslendim. Beni duymuyorlardı. Hırıltılar,boğuşma sesleri ve devrilen eşyaların gürültüsüyle paniklemiştim, ben de bağırmaya başladım.
“Anne aç ne olur kapıyı. Babacım korkuyorum açın kapıyı ”
Taşlara basan ayaklarım buz kesmişti, terden pazen geceliğimin bedenime yapıştığını ve beni mengene gibi sıktığını hatırlıyorum,titriyordum.
Kapı açıldı bir adam çıktı, koridorun ışığını yaktı koşarak mutfağa gitti. Gözleri minnacık kalmış, ağzı büzülmüş, yüzündeki tüm kaslar ensesinden bir ipe çekilmiş gibi düz, boyun damarları kıpkırmızıydı.Babama benziyordu hatta bir an babam sandım.
Yok, yok babam olsa beni hemen kucağına alır öperdi, “korkma” derdi. Ama anne ve baba o odada uyurlar. Adam oradan çıktı, o halde bu adam benim babam. Evet, o benim babam
İçeriye koştum, anneme sarıldım. Yerde dizleri üstünde, kolları iki yana ters dönmüş, gözleri açık, titriyordu.
“”Muazzez koş kaç” ” diye fısıldadı. Anlamadım. Niye kaçacaktım ki? Annemin yanı en güvenli yerdi, annem beni her şeyden korurdu, kafamı sıcak göğünse bastırır, öperdi.
“”Kaç Muazzez”” dedi doğrulmaya çalışırken, ağzından kan akıyordu. Avazım çıktığı kadar ağlamaya devam ediyordum. Babam odaya geri gelince, dirseklerini döşeğe dayanmış annemle karyola arasında kalan kucak aralığına kaçtım.
Elindeki bıçağı karyolaya dayanarak kalkmaya çalışan annemin sırtına sapladı. Annem hiç bağırmadı, kocaman bir nefes alıp bıraktı Annem üstüme kapaklanmış ve öylece kalmıştı! Sustum. Hiç ses etmedim.
Babam yatağın ayakucundaki eşyalarını hızlıca giyinip anahtarları kaptığı gibi evden çıktı.
Koridordan gelen kırık sarı ışık cam kapıdan süzülüp annemin akan kanlarının ıslattığı halıya vuruyordu. Üzerinde kibrit kutularını kamyon yapıp çizgilerinde gezdirdiğim halının motifleri annemin kanını içmiş, kahverengi olmuştu. Yollar görünmüyordu.
Marşa basma sesini çok net hatırlıyorum.Kamyonun kısık hapşırığını duydum! Farlarını yaktı babam, yola çıkmadan önce ışığı camdan odaya doldu, darmadağın fakir bir odayı aydınlattı.
Güneş doğacaktı ya babam yine gitmişti, babam güneşten kaçıyordu.
Annemin kokusunda hıçkırıklarım yavaş yavaş hafifledi,göğüslerinin şefkatli sıcağı cesediyle beraber soğumaya başlarken yüzümü gömüp uyuyakalmışım.
**
Bir türlü uyanmayan annemin koynundan yavaşça çıktım,komodinin üzerine çıkıp odanın ışığını açtım. Mutfakta yiyecek bir şeyler aradım.
Buzdolabında kese kâğıdında iki domates ve salatalık buldum.
Süt şişesini de çıkarıp yere koydum, oturdum. Domatesten bir ısırık alır almaz öğürmeye başladım! Sütü içerken de midem bulanmaya devam edince mutfak tezgâhındaki akşam bulaşıklarının içerisinden kurmuş ekmek parçasını alıp yediğimi hatırlıyorum. Dişlerimi acıtmıştı
Annemin yanına döndüm, hala uyuyordu. Salondaki televizyonun düğmelerine bastım sadece siyah benekler görünüyordu. Düğmelere bastım, bastım bir şey değişmedi. Televizyondan sadece beni korkutan “şşşt” diyen bir ses çıkıyordu benekler uçuşurken.
Yine ağlama krizine girdiğimde bu sefer hem kusuyor hem ağlıyordum. O kadar yorgun ve bitkin hissediyordum ki küçük bedenimi, uyumak ve anneme sarılmaktan başka ilaç yoktu o an benim için
İçgüdülerim bundan başka emir vermiyordu bana!
Telefon çalıyordu, annemin yanından kalkıp gidemiyordum. Çivilemişti beni bir şeyler anamın dibine!
Ertesi gün uyandığımda annem çok pis kokuyordu. Hem ona sarılmak istediğimi hem yanına yaklaşamadığımı hatırlıyorum. Korkunun en büyüğü işte o an başladı!
Çocuk güdülerim tek sığınağım olan “anama” ulaşmama engel olduğu için bilinçsizce pencereye koşmuştum.
Annemin dikiş atölyesinden arkadaşı Hayriye teyzenin haber verdiği polisler evimizin kapısını kırarlarken de çok korktum. Ama artık korku içimde bir yanma hissi yaratmıyor, tam tersine uyku ve teslimiyet şeklinde, mutfak kiliminin üstünde kıvrılıp hiç kımıldamadan yatmama sebep oluyordu.
Hayriye teyzelerde kaldığım birkaç gün konuşamadım, yiyemedim.İçime koyu kahverengi ağdalaşmış bir his oturmuş, kalbimin atması dışında her organımın işleyişi, testere gibi sivri yapılmış bir dişliye sürtüyordu.
Yaşamıyordum, ama nefes alıyordum
Babaannem “Kamile Hanımın” yanına götürmek için yola çıktığımızda, koruyucu polis teyze beni koltuğunun altına alıp kafamı öpene kadar da ne olup bittiğini beynim kaydetmemiş… O beni öptüğünde gözlerim de görmeye başladı
**
“”Konuşamıyor henüz”” dedi polis teyze. Lal artık bu kız! Babaannem olduğunu söyledikleri bir kadın beni kucağına aldı boynuna bastırıp ağladı.
Birbirimize alışmamız uzun sürmedi. O benim dilsiz oluşuma, ben onun gevezeliğine…
Ağzımı her konuşmak için açtığımda ağğ dışında bir hece bile söyleyemiyordum.
İlk birkaç ay bu beni derin bir hüzne ve asabiyete götürdü. Sonraları konuşamıyorsam “izlemenin” de anlamak için bir yol olduğunu öğrendim ve doğanın en saf haliyle çevrelediği hayatımı elimde olanla eğlenceli kılmaya karar verdim.
Babaannem de beni böyle kabul etti ve başlarda “söyle bakalım baardaaak, fiistaan, kooyuun” diye beni heveslendirmeye kalksa da çabuk vazgeçti..
**
Gitti işte! Yıkandı, kefene konuldu sonra minnacık kalmış bedenini yavaşça tabuta yerleştirdiler, yola düştük.
Horozlar tavukları kovalamaya, kediler gölge çardak altında oynamaya, inekler çimenleri sakince çiğnemeye devam ederlerken köyün mezarlığında babaannemi toprağın koynuna yatırdık.Örttük üstünü.
Mezarın yanına kıvrıldım, elimi toprağa sürdüm. Sanki iki metre aşağıdan o benim elimi hissediyordu, bunu bilinçsizce yaptığımı biliyordum ama onun da elimi hissetmek isteyeceğini fısıldıyordu bana içgüdüm.
“Nasıl seni koyabildim oraya Kamile anne? Ben şimdi ne yapacağım” dedim.Mezarlığın ayakta duran tek canlıları “kavak ağaçları” yapraklarını hışırdatarak bana cevap verdi:
..”“Emanetimdin, üzerime düşeni yaptım yavrum. Sebebi yaratan“ “O””dur ve seni, hayatının bundan sonraki başlangıcına hazırlamam için vesile kılındıysam bunu ancak ileride anlayabilirsin Şükret. Azimli ol,söylediklerimi unutma…””
“Kim konuştu?”
Cevap veren olmadı. Kavak ağaçları hışırdamayı sürdürdüler, rüzgâr yerden kaldırdığı toz bulutunu üzerime doğru serpti. Aksırıp tıksırdım. Aklımı yitirmekten korktum bir an, eve doğru koşmaya başladım.
Gece gelip güneşi itmeye başladığında çardağın önünde gözlerimin beyazını göğe, siyahını yüreğimin ta ortasına saplamış, ruhumdaki kara boşluğa gecenin dolmasını engellemeye çalışıyordum ama nafile!
Bahçenin ortasında, dün sabah anama yedirdiğim elmanın kararmış koçanını serçeler gagalıyordu. Anamım vücuduna böcekler değiyor mu acaba diye düşündüm.
“”Elbette böcekler gelecekler, onların da rızkı oradan bir parçayla belirlenmiştir. Onun bedeninden rızkı olmayan böceği dün ya bir tavuk yemiştir ya dereye düşüp bir kurbağaya yem olmuştur” ” dedi bir ses. Sorularıma cevap aldığımın farkına varamadan “”üşüyor mudur acaba”” diye aklımda bir soru daha yankılandı.
Bir ses: “”hayır üşümüyorum”” dedi.
“”Kim konuştu”” diye cılız bir sesle sordum. Ses alamadım. Delirmekten korkuyordum ama elimi kımıldatacak gücüm yoktu.
Geçen sene bu zamanlar Kamile anayla salatalık ektiğimizi hatırladım, Macide teyzenin öğlen ikram ettiğimiz cacığa, “”sen bu yoğurda şeker mi katıyorsun Kamile”” deyişini hatırladım. Gülümsedim. Boynumda Kamile ananın kokusunun sindiği yazması, kapıyı aralık bıraktım, divana kıvrıldım. Babaannemin başını koyduğu yastığa yüzümü koydum, uyuyakaldım.
Gözümü açtığımda oda yarı karanlıktı. Kaç dakika sızdığımı bilemiyorum ama köyün tanıdık tüm kadınları yerlere, sandalyelere oturmuş ses etmeden duruyorlardı.
Şaşkınlıkla yerimden doğruldum. Nesibe abla yanıma geldi:“Hadi güzel kızım gel bizde kalman gerek bu gece” dedi.
“Hayır, ben babaannemle yaşadığım bu evde yaşayacağım, bir gün bile burayı bırakmayacağım ona söz verdim” diye bağırdım.
**
Hamile olduğumu anlamam uzun sürmedi. Ellerimi midemde kavuşturup uzun uzun göğe baktım. Kendimi cırcırböceğinin toprak altındaki dar yuvasına kapayıp, hiç çıkmadan uyumak, uyumak ve uyanmamak istiyordum. Ağlamadım!
Ne yapacağımı bilmiyordum kendim kocaman bir hiçken, bir bebekle beraber daha “büyük bir hiç” olduğumu hissetmek ağır bir kuyuya çekiyordu beni. Ne yer ne içerdik, el âleme ne derdik? İsmail korkularıma tam uygun davranmış ve bir kere bile benimle irtibat kurmamıştı
On dört temmuz gününü çok net hatırlıyordum.İsmail’i derenin yanında görüp, yıllar sonra koşarak sarıldığım gün Bir kere görüp bir daha hiç karşılaşmadığım İsmail’i içimdeki şahine parçalaması için verdiğim gün!
**
“Hayır vermeyeceğim. O benim evladım. Çocuğunu babasız büyüten ilk kadın ben değilim! Babasından boşanan,üstelik kavga dövüş çocuğun ruhunu da ikiye bölen kadınlar nasıl büyütecek bir yol buluyorlarsa, ben de bulabilirim. Gece gündüz çalışırım ama buncacık bebeyi nereye bırakırım?
Yazı sokakta geçirebilirim merak etme. Ölmeyiz. Emziriyorum,yemeği var. Hava sıcak banklar, deniz kenarında insanların, kalabalığın sabaha kadar yoğun olduğu parklar filan ”
“Ne diyorsun sen Muazzez? Bir haftaya gelip seni toplar belediye parktan, çocuğu devlet alır sen de sokaklarda sürünürsün! Sapık dolu her yer Kadın sığınma evine gitsen en fazla kalacağın dört ay. Sonra yallah dışarı! Bu çocuk banyo yapmalı, parkta rüzgârda kalmamalı, sen tuvaletini nerede yapacaksın? Kış gelince ne olacak? Sen uyurken Ali’yi yanından kapsa biri ne yapabilirsin?
“Bilmiyorum, bilmiyorum” diye bağırdım… Bilmediklerimi bana sorma. Ne olacaksa olacak işte bilmiyorum”
Nasıl aciz bir halde ağlama krizine tutulduğumu görünce Sena da ağlamaya başladı. Sarıldık katıla katıla ağladık. Ali sesimize uyandı onu da kucağıma aldım, üçümüz kahır içinde ağladık ağladık
**
“Benimle evlenirsen sana da Ali’ye de iyi bakarım sana söz veriyorum.
Fazla bir şeyim yok ama benim diyebileceğim bir yuvan, gözün arkada kalmadan evladını kollayacak bir erkeğin, tedirgin olmadan uyuyacağın bir yatağın olur.
Restoran işi sana çok ağır.Emekliliğim var, ben de kazanıyorum az çok Bir tencere kaynıyor zaten evde. Ne olur bana he de İnan seni üzmeyeceğim ve Ali’nin öz babası gibi onu seveceğim.”
Hiç hazırlıklı değildim. Böyle bir konuşmanın nasıl geliştiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sevdiğini bile söylemekten utanan ben, minnet, sevgi, güven duygularının birbirine karışmasıyla gözyaşlarına boğuldum. Yüzündeki o hem masum hem emniyet telkin eden ifade, bir çocuğun şeker almak için bakkala gitmeden annesine yalvarması gibiydi. Ne diyeceğimi biliyordum ama söylemeye nefesim çıkmayacak sandım bir an
**
Halil’i hastane morgunda bulduğumda yüzümdeki tüm kaslar donakalmış, hareket edemez olmuştum. Çırpınamadım, dövünerek ağlayamadım Kamile anama sarılıp öylece kalmak istediğim zamanlardaki duygu, bedenimin tamamını bir fanus içine almış,uyuşturuyordu.
Yüzünde en ufak bir acı ifadesi yoktu. Öptüm… Boyun kıllarının arasında birkaç pirinç tanesi yapışmıştı. İkindi vakti, pişirdiğimiz pilavı seyyar arabasına doldururken bu iki pirinç tanesi de onların arasındaydı.Hangileriydi onlar biliyor muyduk?
Nasırlı ellerinin kıvrım yerlerinde kurumuş kan kahverengi çizgiler halinde duruyor, kalbinin üzerinde kendi elinin kandan kocaman bir izi vardı.
Ah Halil’im neydi senin elini kalbinin üzerine koyup ölürken aklındangeçen? Sırtın soğuk taşlar üzerinde, gözlerin sabahın yeni gelen ışığına dikilmiş son nefesini verirken ne geçti aklından. Bana diyeceğin bir şey var mıydı? Duyamadım ben
Ne yapacaktık biz! Halil’in bacağındaki damarı kesen tinerci çocuğu hapse atsalar ne olur, atmasalar ne olurdu ki Kalan nohut-pilavları hep onlara dağıtmıyor muydu her akşam zaten! Neydi paylaşamadıkları Neydi?
**
Önce yağlı dudak izleri olan su bardağımı attım balkondan aşağı, sonra gözlerimi kapatıp kendimi boşluğa bıraktım. Yere çarptığımda, bedenimden halı çırparken duyduğum sese benzer bir ses çıktı. Ciğerlerim kan dolarken nefesim kesildi
İçimi yılardır parça parça yırtan şahin nihayet gidiyordu.Kanat çırpma sesini duydum ve “hiç” kelimesinin tüm anlamıyla karanlık başladı Sorgulanacaktım. Melek geliverdi… ve roman işte o zaman başladı….
Ayşenur Yazıcı


buda yazarın diğer kitapları bende henüz okumadım ama belki sizlerden okumak isteyen olur :)
Yazar:
Ayşenur Yazıcı
Yayınevi: Nemesis Kitap
Sayfa: 111 sayfa Basım Tarihi: 2008