21 Şubat 2019 Perşembe

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma #21 Herhangi bir konuda eleştiri yordun beni hayat ...

Efendim tüm dostlara selam sevgiler olsun bugün  bol koşturmalı bir gündü  ve bugün annem sağ olsun evi un etti 😊😀çocukken çok sevdiğim bir tatlıyı yaptı bizim  Kahramanmaraş'a özel kıvrım tatlısı :) tek tek açılarak yapılıyor bol cevizli :)) şuan yedim ölücem birazdan :)) çok yemişim :)
haliyle her yer un oldu topla et derken ancak bitti ..bir de bizim meloşu dövecem :) reklamlarda kömür maskesi kremi varmış tutturdu bana kömür maskesi alın böyle yüzüme sürücem diyor :)) meloş dedim evde kömür var onu süreriz olur sana kömür maskesi :)) o reklam ne zaman çıksa hep bana bundan alın :)) alıcam sonunda sürücem görecek gününü :)) aslında kardeşimin vardı oda bitirmiş :)) yoksa gene sürücektim :)) şimdi ki olayımız kömür maskesi :)) 



Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap, müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.





Evet gelelim konuya şu son zamanlarda bizim evde mevzu olan konuşmalara efendim bizim iki komşu var biri Sebi diğeri de bizim göngoş ve bizimin evin demir başı annemin süt kardeşi teyzem :)  bir insan bir şeyi konuşurken biraz düşünür dimi karşında ki insanın kırıl yada üzülür diye yok bu herkes işi gücü bırakmış.. bizim evin  gelirini konuşuyor kardeşim ben senin ne aldığını ne ettiğini ne yediğini içtiğini soruyorumuyum   yok sormuyorum  misal teyzem  eee bu eve dünya para giriyor nereye yetmiyor sanırsın milyon dolarlar giriyor hayır girse ne olacak acaba şunu anlamıyorlar bu evde 5 kişi yaşıyoruz kira veriyoruz okul taksitleri kurs faturalar he boğaz da eve gerekli olanları alıyoruz he malum kış kömür alıyoruz bir kömürünün torbası 40 ile 25 tl arası düşünün .. hayat  zaten zor kendinilerinin tuzu kuru ki bize böyle konuşuyorlar ayar oluyorum ben her şey den önce bizim evde Osman var yani meloş:) önce onun ihtiyaçları sonra bizim  ve daha babamın bıraktığı borçları ödüyor kardeşim  onlarda az kaldı şükür bitmek üzere inşallah ..çocuğun saçları beyazladı şu yaşında daha 24 yaşında koca bir evin yükünü  aldı hem çalışıyor hem okuyor geçende çocuğun harcını yatırdık sağ olsun devlet onlara da zam getirmiş 450 olan 580 tl olmuş düşünün artık birde teyzem ve iki komşu bizim eve gelen yemeğe her gün geldiği için şükür etmemiz gerektiğini  söylüyor kardeşim tabi ki şükür etmeyi sizden öğrenecek halimiz yok dimi çok şükür demeyi biliyoruz biz ..inanın  bazen gelen yemekler yenmiyor Allah af etsinde dökmek zorunda kalıyoruz içim üzülüyor ama yenecek gibi olmuyor bazen hele ki  ekmek bazen bayat oluyor hayır çok istiyorsanız Rabbım size de versin inşallah diyorum  hiç kimse böyle bir durumda olmak istemez keşke çalışa bilsem onu bile almam inanın büyüklerin bir sözü var bir insan önce  gözünü doyuracak senin karnın doymuş boş önce gözünü doyur sen ..nasıl bir zihniyete sahipler anlamıyorum  ben zaten  . geçende söz etmiştim ben annem küçük bir kavanoz reçel yapıştı portakal reçeli ben çok seviyorum diye yaptı biraz...teyzem hemen bana da verin evde yerim hayır kardeşim vereyim de sen zaten koca bir kase yedin daha niye istiyorsun bu ev kalabalık akşama kadar evdeyiz biz bir yere gittiğimiz yok hayır gitsek de size ne  sizler  gezip tozuyorsunuz gezin beni alaka etmez herkes kendine bir şeyi konuşurken iğneyi kendinize çuvaldızı başkasına batırsın.. annem  ne yapsa ee bana verin  senin durumun biz den kat kat iyi evin var yazlığın kirada olan evin var babandan  maaş  çocuklarından  para alıyorsun gözümüz yok Allah daha çok versin.. sizler niye bizim evimize giren bir parça ekme göz dikiyorsunuz ki sizler önce lütfen gözünüzü doyurun .. Rabbım gözünüzü doyursun inşallah şunu unutmayın hepimizin gideceği yer aynı bir avuç toprağın altı ...Hadi düşünün biraz bu dünyanın altımı çok üstümü .....Rabbım güzel görenler den eylesin inşallah .....Kaç zamandır dert  olmuştu içime buraya yazdım biraz rahatladım ..Çok şükür Rabbime verdiklerine  .Rabbım olmayanlarda versin inşallah ....seviyorum sizi güzel insanlar blogger mahallesi :)





20 Şubat 2019 Çarşamba

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma#20# Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla

Merhaba efendim artık yavaş yavaş meydan okumanın sona geliyoruz :) bakalım daha neler olacak :) bu aralar  bir evde bir dışarıda tepiniyorum :) halk eğitime gittim kitaplarımı aldım malum sınava çok bir şey kalmadı nisanda :) hadi bana şans dileğin :)) bu günde banyo filan temizledim deterjan yüzünden geberiyordum :)) çok fazla sıkmışım :)) neyse ki hemen dışarı attım kendimi sonra hemen yıkadım :))  evet gelelim bugünün sorusuna 

20. Bugün hava nasıl ? Havaya göre bir liste hazırla mesela. ( film, kitap, kıyafet, yemek artık aklına ne gelirse )


Bugün İstanbul sisli başladı güne tüm her yeri  kaplamış sis az önce çöp atmaya gittim çoğalmış sis   ...bende çok önceden okuduğum bir kitabi  yazayım dedim tekrar tekrar okuduğum bir kitaptı şimdi de kayıp olmuş aradım geçen gün bulmadım neyse dedim nasılsa çıkar bir yerden :)  okurken bir insanın neler yaşadığını neler çektiğini ve tüm zorlukları   anlatıyor Muazzez çoğu yerde  gözlerim dolmuştur Kitap ilk 2008 ve 2009 olarak geçiyor bazı yerlerde  yılında çıktı daha sonra 4, baskısı da 2014 de çıktı Evet kitaptan alıntıları aktarmaya çalışı cam  bakalım   :)  ben ilk seriyi  okudum 

                               



                                     Dön Muazzez Ayşenur  Yazıcı   



Her şey ‘o’nun bilgisi dâhilindedir!
İntihar eden bir kadın öte âlemde ruhuyla yüzleşince nasıl bir azapla yanar? Herkes yaralı, herkes depresyonda, herkes çıkmaz sokaklarda bir dolambaç içinde yaşamından vazgeçmeye hazır dolanıyor.
Kimi dürtsen kavga içinde kan revan ruhundan vazgeçmeye hazır!Oysa bir de inançlarımız var. Günahlarımızdan korkularımız?
Yeni nesil DNA’sında ölümü büyüterek çoğalırken, intihar etmek isteyenlerin sayısı ürkütüyor!
Muazzez, annesinin ölüsüyle aynı odada yaşamış bir çocuk.Kimsesizliği ve yaşadığı sarsıntılara direnmeyi bırakıp, bir gün balkondan atlayarak intihar ediyor.
Onu karşılayan bir melek, Mesnevi öğretilerinden açıklamalarla, başına gelen her olayın onun “kâmil” insan olması için olduğunu, her zaman kollandığını ve korunduğunu geçmişine geri dönerek anlatır.
Muazzez ceza olarak cennete de cehenneme de alınmaz ve intihar etmeseydi yaşamda onu nelerin beklediğini izlemesi için ebediyete kadar bir bulut üzerinde oturtulur.
Romanın ikinci bölümünde Muazzez’in ruhu kendini ve gelecek zamandaki yaşamını yukarıdan izler…
Pişmanlıklar ve hayat muhasebesi içeren beden ve ruhun sorgulandığı gizemli bilgilerle donatılmış sıra dışı bir roman.Herkesin aklından bir kere olsun intihar geçmiştir. Neden?
Üçüncü sayfa hayatların ve kendi hayatının kahramanı olmuş tüm insanların anısına.
Ayşenur Yazıcı’nın daha önceki romanlarındaki gibi, alışılmışın dışında bir hayat, sıra dışı kahramanlarla ve heyecanla sorgulanmış.

Dön Muazzez Romanından alıntılar
Adım Muazzez. Yaşam benim için gülümsemekten ve annemin eteğine yapışıp, damağa güzel gelen şekerlerden dilenmekten ibaret. Üç yaşındayım.Sobaya, sıcak su dolu demliğe, kuyuya yaklaşmanın, odun yığınlarına tırmanmanın yasak olduğu zamanlarım.
O gece neler yaşayacağımı bilmiyorum ki.Yaşadıkça nasılsa keşfetme arzuma yenik düşüp, illaki birinden zarar görüp kendimi sakınmayı öğreneceğim .Tıpkı diğer çocuklar gibi.
“”Yapma evladım”” cümlesi yapmaya teşvik ediyor, çok çekici.Kim bilir “yapma” dediklerinde neler gizli.Yapmazsam nasıl keşfedeceğim etrafımı?
Mesela biberin acı olduğunu ağzımı yakmadan nasıl bileceğim?
Ağaçtan düşünce çok canımın yandığını, kediyi sevmek istediğimde o sevilmek istemiyorsa beni tırmalayacağını….
Babamın sinirliyken ayağının altında dolaşmamam gerektiğini, azar işitip köşeye en az bir kere sinmeden nasıl bileceğim?
Narın içinde minicik ekşi kırmızı tanecikler olduğunu, salıncaktan düşmenin çok fena can acıttığını, bayram denilen bazı sabahlarda hiç yemediğimiz yiyeceklerden yemeye iznimiz olduğunu…
Henüz 30’lu yaşlarım, balkona çıkıp ölümü bekleme saatim gelmediğinden,henüz tesadüfler beni farklı yerlere sürüklememişken, ben çocuk iken, hazırlanmaya bile vaktim yokken…
Annem ekmeğin sıcak köşesini reçele batırıp elime tutuşturduğunda anlardım ki birazdan babam eve gelecek; gün bitiyor, güneş gidecek ve karanlıkla beraber “baba” şu kapıdan girecek.
Yoksa baba kapıdan girdiği için mi “güneş” gidiyor, her yer karanlık oluyordu bilemediğim zamanlar…
Babam kamyon şoförü. Kamyonunun dev hayvan hapşırığı sesleri çıkararak evin önüne gelip duruşunu, annemin ışığı sönmüş telaşlı gözleriyle ellerini kurulayıp saçını düzelterek kapıya gidişini, eski divanın üzerinde büzülerek izlediğimi hatırlıyorum.
Hem korkuyor hem seviyordum onu. Beni havaya atıp tuttuğunda, karnımın üstüne odanın tüm boşluğu dolar, içim kalkardı.
Attığım sevinçle karışık korku çığlıklarına eşlik eden hoppala hoppili diye şarkı tutturmasından cesaret alırdım. Bazen elini yumruk yapar karşıma geçer bil bakalım sana ne getirdim deyip beni heyecanlandırırdı.
Avucundan mutlaka şeker çıkması için “iki eline de şeker alıp yumruk yaptığını” ben öğrenmeden ölecek olan adam; Babamdı o!
O gece babam beni öptüğünde ekşi ekşi kokuyordu. Divanda uyuyordum. Annemlerin odasından gelen çığlıkla, yüreğim yarılır gibi gözlerimi açtım! Karanlığa bir türlü alışamayan gözlerimin ıstırabına dayanamayıp divandan atladım.
Odanın kapısına geldim ağlayarak “aç anne aç” diye seslendim. Beni duymuyorlardı. Hırıltılar,boğuşma sesleri ve devrilen eşyaların gürültüsüyle paniklemiştim, ben de bağırmaya başladım.
“Anne aç ne olur kapıyı. Babacım korkuyorum açın kapıyı ”
Taşlara basan ayaklarım buz kesmişti, terden pazen geceliğimin bedenime yapıştığını ve beni mengene gibi sıktığını hatırlıyorum,titriyordum.
Kapı açıldı bir adam çıktı, koridorun ışığını yaktı koşarak mutfağa gitti. Gözleri minnacık kalmış, ağzı büzülmüş, yüzündeki tüm kaslar ensesinden bir ipe çekilmiş gibi düz, boyun damarları kıpkırmızıydı.Babama benziyordu hatta bir an babam sandım.
Yok, yok babam olsa beni hemen kucağına alır öperdi, “korkma” derdi. Ama anne ve baba o odada uyurlar. Adam oradan çıktı, o halde bu adam benim babam. Evet, o benim babam
İçeriye koştum, anneme sarıldım. Yerde dizleri üstünde, kolları iki yana ters dönmüş, gözleri açık, titriyordu.
“”Muazzez koş kaç” ” diye fısıldadı. Anlamadım. Niye kaçacaktım ki? Annemin yanı en güvenli yerdi, annem beni her şeyden korurdu, kafamı sıcak göğünse bastırır, öperdi.
“”Kaç Muazzez”” dedi doğrulmaya çalışırken, ağzından kan akıyordu. Avazım çıktığı kadar ağlamaya devam ediyordum. Babam odaya geri gelince, dirseklerini döşeğe dayanmış annemle karyola arasında kalan kucak aralığına kaçtım.
Elindeki bıçağı karyolaya dayanarak kalkmaya çalışan annemin sırtına sapladı. Annem hiç bağırmadı, kocaman bir nefes alıp bıraktı Annem üstüme kapaklanmış ve öylece kalmıştı! Sustum. Hiç ses etmedim.
Babam yatağın ayakucundaki eşyalarını hızlıca giyinip anahtarları kaptığı gibi evden çıktı.
Koridordan gelen kırık sarı ışık cam kapıdan süzülüp annemin akan kanlarının ıslattığı halıya vuruyordu. Üzerinde kibrit kutularını kamyon yapıp çizgilerinde gezdirdiğim halının motifleri annemin kanını içmiş, kahverengi olmuştu. Yollar görünmüyordu.
Marşa basma sesini çok net hatırlıyorum.Kamyonun kısık hapşırığını duydum! Farlarını yaktı babam, yola çıkmadan önce ışığı camdan odaya doldu, darmadağın fakir bir odayı aydınlattı.
Güneş doğacaktı ya babam yine gitmişti, babam güneşten kaçıyordu.
Annemin kokusunda hıçkırıklarım yavaş yavaş hafifledi,göğüslerinin şefkatli sıcağı cesediyle beraber soğumaya başlarken yüzümü gömüp uyuyakalmışım.
**
Bir türlü uyanmayan annemin koynundan yavaşça çıktım,komodinin üzerine çıkıp odanın ışığını açtım. Mutfakta yiyecek bir şeyler aradım.
Buzdolabında kese kâğıdında iki domates ve salatalık buldum.
Süt şişesini de çıkarıp yere koydum, oturdum. Domatesten bir ısırık alır almaz öğürmeye başladım! Sütü içerken de midem bulanmaya devam edince mutfak tezgâhındaki akşam bulaşıklarının içerisinden kurmuş ekmek parçasını alıp yediğimi hatırlıyorum. Dişlerimi acıtmıştı
Annemin yanına döndüm, hala uyuyordu. Salondaki televizyonun düğmelerine bastım sadece siyah benekler görünüyordu. Düğmelere bastım, bastım bir şey değişmedi. Televizyondan sadece beni korkutan “şşşt” diyen bir ses çıkıyordu benekler uçuşurken.
Yine ağlama krizine girdiğimde bu sefer hem kusuyor hem ağlıyordum. O kadar yorgun ve bitkin hissediyordum ki küçük bedenimi, uyumak ve anneme sarılmaktan başka ilaç yoktu o an benim için
İçgüdülerim bundan başka emir vermiyordu bana!
Telefon çalıyordu, annemin yanından kalkıp gidemiyordum. Çivilemişti beni bir şeyler anamın dibine!
Ertesi gün uyandığımda annem çok pis kokuyordu. Hem ona sarılmak istediğimi hem yanına yaklaşamadığımı hatırlıyorum. Korkunun en büyüğü işte o an başladı!
Çocuk güdülerim tek sığınağım olan “anama” ulaşmama engel olduğu için bilinçsizce pencereye koşmuştum.
Annemin dikiş atölyesinden arkadaşı Hayriye teyzenin haber verdiği polisler evimizin kapısını kırarlarken de çok korktum. Ama artık korku içimde bir yanma hissi yaratmıyor, tam tersine uyku ve teslimiyet şeklinde, mutfak kiliminin üstünde kıvrılıp hiç kımıldamadan yatmama sebep oluyordu.
Hayriye teyzelerde kaldığım birkaç gün konuşamadım, yiyemedim.İçime koyu kahverengi ağdalaşmış bir his oturmuş, kalbimin atması dışında her organımın işleyişi, testere gibi sivri yapılmış bir dişliye sürtüyordu.
Yaşamıyordum, ama nefes alıyordum
Babaannem “Kamile Hanımın” yanına götürmek için yola çıktığımızda, koruyucu polis teyze beni koltuğunun altına alıp kafamı öpene kadar da ne olup bittiğini beynim kaydetmemiş… O beni öptüğünde gözlerim de görmeye başladı
**
“”Konuşamıyor henüz”” dedi polis teyze. Lal artık bu kız! Babaannem olduğunu söyledikleri bir kadın beni kucağına aldı boynuna bastırıp ağladı.
Birbirimize alışmamız uzun sürmedi. O benim dilsiz oluşuma, ben onun gevezeliğine…
Ağzımı her konuşmak için açtığımda ağğ dışında bir hece bile söyleyemiyordum.
İlk birkaç ay bu beni derin bir hüzne ve asabiyete götürdü. Sonraları konuşamıyorsam “izlemenin” de anlamak için bir yol olduğunu öğrendim ve doğanın en saf haliyle çevrelediği hayatımı elimde olanla eğlenceli kılmaya karar verdim.
Babaannem de beni böyle kabul etti ve başlarda “söyle bakalım baardaaak, fiistaan, kooyuun” diye beni heveslendirmeye kalksa da çabuk vazgeçti..
**
Gitti işte! Yıkandı, kefene konuldu sonra minnacık kalmış bedenini yavaşça tabuta yerleştirdiler, yola düştük.
Horozlar tavukları kovalamaya, kediler gölge çardak altında oynamaya, inekler çimenleri sakince çiğnemeye devam ederlerken köyün mezarlığında babaannemi toprağın koynuna yatırdık.Örttük üstünü.
Mezarın yanına kıvrıldım, elimi toprağa sürdüm. Sanki iki metre aşağıdan o benim elimi hissediyordu, bunu bilinçsizce yaptığımı biliyordum ama onun da elimi hissetmek isteyeceğini fısıldıyordu bana içgüdüm.
“Nasıl seni koyabildim oraya Kamile anne? Ben şimdi ne yapacağım” dedim.Mezarlığın ayakta duran tek canlıları “kavak ağaçları” yapraklarını hışırdatarak bana cevap verdi:
..”“Emanetimdin, üzerime düşeni yaptım yavrum. Sebebi yaratan“ “O””dur ve seni, hayatının bundan sonraki başlangıcına hazırlamam için vesile kılındıysam bunu ancak ileride anlayabilirsin Şükret. Azimli ol,söylediklerimi unutma…””
“Kim konuştu?”
Cevap veren olmadı. Kavak ağaçları hışırdamayı sürdürdüler, rüzgâr yerden kaldırdığı toz bulutunu üzerime doğru serpti. Aksırıp tıksırdım. Aklımı yitirmekten korktum bir an, eve doğru koşmaya başladım.
Gece gelip güneşi itmeye başladığında çardağın önünde gözlerimin beyazını göğe, siyahını yüreğimin ta ortasına saplamış, ruhumdaki kara boşluğa gecenin dolmasını engellemeye çalışıyordum ama nafile!
Bahçenin ortasında, dün sabah anama yedirdiğim elmanın kararmış koçanını serçeler gagalıyordu. Anamım vücuduna böcekler değiyor mu acaba diye düşündüm.
“”Elbette böcekler gelecekler, onların da rızkı oradan bir parçayla belirlenmiştir. Onun bedeninden rızkı olmayan böceği dün ya bir tavuk yemiştir ya dereye düşüp bir kurbağaya yem olmuştur” ” dedi bir ses. Sorularıma cevap aldığımın farkına varamadan “”üşüyor mudur acaba”” diye aklımda bir soru daha yankılandı.
Bir ses: “”hayır üşümüyorum”” dedi.
“”Kim konuştu”” diye cılız bir sesle sordum. Ses alamadım. Delirmekten korkuyordum ama elimi kımıldatacak gücüm yoktu.
Geçen sene bu zamanlar Kamile anayla salatalık ektiğimizi hatırladım, Macide teyzenin öğlen ikram ettiğimiz cacığa, “”sen bu yoğurda şeker mi katıyorsun Kamile”” deyişini hatırladım. Gülümsedim. Boynumda Kamile ananın kokusunun sindiği yazması, kapıyı aralık bıraktım, divana kıvrıldım. Babaannemin başını koyduğu yastığa yüzümü koydum, uyuyakaldım.
Gözümü açtığımda oda yarı karanlıktı. Kaç dakika sızdığımı bilemiyorum ama köyün tanıdık tüm kadınları yerlere, sandalyelere oturmuş ses etmeden duruyorlardı.
Şaşkınlıkla yerimden doğruldum. Nesibe abla yanıma geldi:“Hadi güzel kızım gel bizde kalman gerek bu gece” dedi.
“Hayır, ben babaannemle yaşadığım bu evde yaşayacağım, bir gün bile burayı bırakmayacağım ona söz verdim” diye bağırdım.
**
Hamile olduğumu anlamam uzun sürmedi. Ellerimi midemde kavuşturup uzun uzun göğe baktım. Kendimi cırcırböceğinin toprak altındaki dar yuvasına kapayıp, hiç çıkmadan uyumak, uyumak ve uyanmamak istiyordum. Ağlamadım!
Ne yapacağımı bilmiyordum kendim kocaman bir hiçken, bir bebekle beraber daha “büyük bir hiç” olduğumu hissetmek ağır bir kuyuya çekiyordu beni. Ne yer ne içerdik, el âleme ne derdik? İsmail korkularıma tam uygun davranmış ve bir kere bile benimle irtibat kurmamıştı
On dört temmuz gününü çok net hatırlıyordum.İsmail’i derenin yanında görüp, yıllar sonra koşarak sarıldığım gün Bir kere görüp bir daha hiç karşılaşmadığım İsmail’i içimdeki şahine parçalaması için verdiğim gün!
**
“Hayır vermeyeceğim. O benim evladım. Çocuğunu babasız büyüten ilk kadın ben değilim! Babasından boşanan,üstelik kavga dövüş çocuğun ruhunu da ikiye bölen kadınlar nasıl büyütecek bir yol buluyorlarsa, ben de bulabilirim. Gece gündüz çalışırım ama buncacık bebeyi nereye bırakırım?
Yazı sokakta geçirebilirim merak etme. Ölmeyiz. Emziriyorum,yemeği var. Hava sıcak banklar, deniz kenarında insanların, kalabalığın sabaha kadar yoğun olduğu parklar filan ”
“Ne diyorsun sen Muazzez? Bir haftaya gelip seni toplar belediye parktan, çocuğu devlet alır sen de sokaklarda sürünürsün! Sapık dolu her yer Kadın sığınma evine gitsen en fazla kalacağın dört ay. Sonra yallah dışarı! Bu çocuk banyo yapmalı, parkta rüzgârda kalmamalı, sen tuvaletini nerede yapacaksın? Kış gelince ne olacak? Sen uyurken Ali’yi yanından kapsa biri ne yapabilirsin?
“Bilmiyorum, bilmiyorum” diye bağırdım… Bilmediklerimi bana sorma. Ne olacaksa olacak işte bilmiyorum”
Nasıl aciz bir halde ağlama krizine tutulduğumu görünce Sena da ağlamaya başladı. Sarıldık katıla katıla ağladık. Ali sesimize uyandı onu da kucağıma aldım, üçümüz kahır içinde ağladık ağladık
**
“Benimle evlenirsen sana da Ali’ye de iyi bakarım sana söz veriyorum.
Fazla bir şeyim yok ama benim diyebileceğim bir yuvan, gözün arkada kalmadan evladını kollayacak bir erkeğin, tedirgin olmadan uyuyacağın bir yatağın olur.
Restoran işi sana çok ağır.Emekliliğim var, ben de kazanıyorum az çok Bir tencere kaynıyor zaten evde. Ne olur bana he de İnan seni üzmeyeceğim ve Ali’nin öz babası gibi onu seveceğim.”
Hiç hazırlıklı değildim. Böyle bir konuşmanın nasıl geliştiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Sevdiğini bile söylemekten utanan ben, minnet, sevgi, güven duygularının birbirine karışmasıyla gözyaşlarına boğuldum. Yüzündeki o hem masum hem emniyet telkin eden ifade, bir çocuğun şeker almak için bakkala gitmeden annesine yalvarması gibiydi. Ne diyeceğimi biliyordum ama söylemeye nefesim çıkmayacak sandım bir an
**
Halil’i hastane morgunda bulduğumda yüzümdeki tüm kaslar donakalmış, hareket edemez olmuştum. Çırpınamadım, dövünerek ağlayamadım Kamile anama sarılıp öylece kalmak istediğim zamanlardaki duygu, bedenimin tamamını bir fanus içine almış,uyuşturuyordu.
Yüzünde en ufak bir acı ifadesi yoktu. Öptüm… Boyun kıllarının arasında birkaç pirinç tanesi yapışmıştı. İkindi vakti, pişirdiğimiz pilavı seyyar arabasına doldururken bu iki pirinç tanesi de onların arasındaydı.Hangileriydi onlar biliyor muyduk?
Nasırlı ellerinin kıvrım yerlerinde kurumuş kan kahverengi çizgiler halinde duruyor, kalbinin üzerinde kendi elinin kandan kocaman bir izi vardı.
Ah Halil’im neydi senin elini kalbinin üzerine koyup ölürken aklındangeçen? Sırtın soğuk taşlar üzerinde, gözlerin sabahın yeni gelen ışığına dikilmiş son nefesini verirken ne geçti aklından. Bana diyeceğin bir şey var mıydı? Duyamadım ben
Ne yapacaktık biz! Halil’in bacağındaki damarı kesen tinerci çocuğu hapse atsalar ne olur, atmasalar ne olurdu ki Kalan nohut-pilavları hep onlara dağıtmıyor muydu her akşam zaten! Neydi paylaşamadıkları Neydi?
**
Önce yağlı dudak izleri olan su bardağımı attım balkondan aşağı, sonra gözlerimi kapatıp kendimi boşluğa bıraktım. Yere çarptığımda, bedenimden halı çırparken duyduğum sese benzer bir ses çıktı. Ciğerlerim kan dolarken nefesim kesildi
İçimi yılardır parça parça yırtan şahin nihayet gidiyordu.Kanat çırpma sesini duydum ve “hiç” kelimesinin tüm anlamıyla karanlık başladı Sorgulanacaktım. Melek geliverdi… ve roman işte o zaman başladı….
Ayşenur Yazıcı


buda yazarın diğer kitapları bende henüz okumadım ama belki sizlerden okumak isteyen olur :)
Yazar:
Ayşenur Yazıcı
Yayınevi: Nemesis Kitap
Sayfa: 111 sayfa Basım Tarihi: 2008




19 Şubat 2019 Salı

28 Days Blog Challange # Meydan Okuma#19. İtibaren Blog Maceranı Dinlemek İsterim.

Merhaba  efendim tüm dostlara selamlar sevgiler olsun Meydan okuma tüm güzeliyle devam diyor  gerçi ben biraz geç kaldım ama olsun :)) bu günün sorusu çok güzel :)  daha önce buna benzer yazmıştım bir tık okumak isterseniz :) 


19/En merak edilenlerden, baştan itibaren blog maceranı dinlemek isterim.


Çocukluğumdan beri  içimde hep bir yazma aşkı vardı ilk okuldayken hep defterlerimin arasına yazardım renkli kalemlerle o zaman çok modaydı renkli fos forlu kalemler:)  çocukluğum öyle çokta kötü geçmedi aksine çok güzel geçti  kalabalık bir ailede büyüdüm  ama bir yanım ve içimde ki yapacaklarım hep yarım kaldı biri babamdı.. Biride bir gün 23 nisan için öğretmenimiz bando takımı kuruyordu o zaman da bando takımın da olmak çok popülerdi o kırımızı beyazlı elbiseyi giymek çok güzeldi :) ve davulu ve bandonun başında durup o kırmızı sobayı sallamaktı .. o kadar çok yalvardım ki öğretmenime beni de al diye ne dediysem olmadı almadı hep içimde bir ukdedir  bunun gibi bir çok şey kaldı içimde :( sanırım o yüzden de okuldan soğudum ..Ben hep çocukken büyük usta Nejat Uygur gibi o tiyatro sahnesinde  olmaktı   ağlarken güldürmek güldürürken ağlatmak ve düşündürmek isterdim o sahnede oynamak isterdim ama gel görelim imkanlar el vermedi  zaten bizim memlekette de böyle şeyler yoktu ne yazık ki :( halen içimde bir yarım  elma gibi kaldı tiyatro    hevesim ..Ooo konuyu nerelere götürdüm ben gene :) bu yukarı da ki benim 13, 14 yaşlarında aldığım defterim  benim mavi ayıcıklı defterciğim :) bunun gibi bir kaç defterimi  halen saklıyorum  bazen açıp okuyorum kendi yazdıklarıma  gülüyorum :)) hangi kafayla yazmışım diyorum :)   Efendim Gelelim blog yazma macerama  çok eskilere den   2007 ve 2008 öncesi vardı  messenger vardı oradan yazardık titreşimler :) filan  vardı ilk orada başladım blog yazmaya ne kadar keyifli oluyordu çok fazla yorumlar gelmezdi ama güzeldi :)  
                                                      eski ve en  yenisiydi :) 

msn kapanınca bende netlog diye bir blog sitesi vardı orada yazmaya başladım 2002 veya 2003 yıllarıydı sanırım uzun süre yazdım orada orası da birden kapanınca tüm yazdıklarımın gitmişti çok üzülmüştüm halende üzülürüm   Ve sonra 2007 ve 2008 tarihleri arası İlk myopere da yazdım  ve daha sonra blogcu da yazdım helen duruyor sayfam :) http://sessizkaldim.blogcu.com/  bak istersiniz link burada :) bazen gidip okurum :)  Ve ocak 2012 den beri blogger de yazıyorum iyi ki de gelmişim ve unutmamdan hemen gene söyleyeyim benim bloggere gelmeme vesile olan iki güzel insan ilk ki Değirmenden Mektup Var güzel Recep abim  Onda yakın zamanlarda Babacığını Kayıp etmiş Buradan Tekrar başın sağ olsun güzel abim mekanı cennet olsun inşallah güzel dedemin ...ve yeri bende ayrıdır güzel insan müfred  bu iki güzel insan vesile oldu gelememe ve siz güzel yürekli dostlarla tanışmam ve güzel mahalde olmaktan çok mutluyum gerçekten bu güne kadar beni hiç yalnız bırakmadığınız için gönülden çok teşekkür ederim  iyi ki varsınız iyi ki buradayım seviyorum sizleri .Yaklaşık  toplam  23 yıl geçti ve bu blogger mahallemde o kadar çok şey öğrendim ki sizlerden ve kendimi geliştirmeme hepiniz vesile oldunuz yeri geldik ağladık  yeri geldi güldük hep beraber kocaman bir aile olduk birbirimize  acı tatlı güzel günlerimiz oldu inşallah daha hep birlikte daha nice nice güzel paylaşımlara güzel günlere inşallah seviyorum sizleri iyi ki varsınız ...
ve 8 yıldır da  siz güzel dostlarlayım 


güzel yürekli dostta  çok teşekkür ediyorum bugün elime geçti çok şükür dünden beri uğraştık sonunda kavuştuk : :) güzel yürekli sevgili fatofotofan  çok teşekkür ederim canım benim çok mutlu oldum :) böyle güzel dostlardan güzel şeyler gelince ben ayrı bir mutlu oluyorum :) 

                                   Kayahan ne demişti Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi :) 
 

Ve sevgili Ezgi ve  sevgili İncirli Kurabiye   Çok güzel bir BLOG KULÜBÜ   yaptılar Bizlerin de değimiyle blogger mahallesi kuruldu sizleri de bekliyoruz detaylar sevgili Ezginin blogunda 

18 Şubat 2019 Pazartesi

BLOG KULÜBÜ #28 DAY BLOG CHALLENGE#18#Evet bugün yaratıcı günümüz

Merhaba efendim tüm dostlara selamlar sevgiler olsun :)  bu gün yoğun   bir  gün oldu benim için :)) neyse yarın anlatırım :)  efem meydan okuma son hızla devam ediyor gelelim bugünün sorusuna :) 

Dünden beri çok düşündüm ve  sevdiğim eski şarkılardan 10 tane paylaşmak istedim  sizlerle :)  artık  ortaya karışık bir lise :) bunun da ellimden geldiği   kadar her ay devam eritirim inşallah :)  hadi başlıyoruz o zaman  ::)

18. Evet bugün yaratıcı günümüz, bugün blogun için yeni bir seri başlat. Bu yazı ilki olsun ve elinden geldiğince her ay devam ettirmeye çalışabilirsin mesela..





                              Müzeyyen  Senar ... Dalgalandım da Duruldum 
                                 Seden Gürel .. Bi bulsam 


Barış Manço Nane Limon Kabuğu 






                                                        Şebnem Ferah Sil Baştan

               Cem Karaca ..Ceviz Ağacı 



                                                 Neşet Ertaş Karadır Bu Bahtım Kara 






                                        Zeki Müren Ah Bu Şarkılarının Gözü Kör olsun ...




                                                       Yonca Evcimik Abone 


                                                  Oya Bora Sevmek Zamanı 




                          Mirkelam - Her Gece







17 Şubat 2019 Pazar

28 DAY BLOG CHALLENGE# 17 Takıntı Denmez Belki ama.. Bazı Eşyalara

Merhaba efendim meydan okuma son hızla devam ediyor :) bakalım bugün ki konu neymiş:)
Takıntı denmez belki ama, bazı eşyalara takılırız eskise de hep onları kullanırız ya, var mı senin de böyle takılıp kaldıkların ?
benim de bir iki kazağım ve şapkalarım var eski de ama helan kullanırım 😊😁ve dostlardan gelen tüm güzellikleri saklarım küçük bir not bile olsa 😊 ayy evde herkes bu konuda isyan ediyor benden 😁bende ki takıntı yerde ki kıyafetleri hepsini toplar makineye atarim 😁yerde kiyafet olsun ne olursa olsun o oradan alınır yerine koyulur 😁😊en çok kıyafet yeterki göreyim yerde alirim doğru çamaşır Makinesi de yerini alir😁 ayar oluyorum gerçekten 😁bu yüzden . deterjan pek dayanmıyor 😁kardeşim birde şu var deterjan fiyatları da alıp gitmiş başını 😊 evde olmazsa olmazım çamaşır suyu 😊😁 bugün telefon dan yazıyorum evde ki işler hiç bitmediğin için 😁 birde herkes evde olunca 😁 efem şimdilik bu kadar yeni soruda görüşmek üzere efem 😊😁 sevgiler güzel insanlar 😊❣

birde şarkı biraktim hadi kittt bay 🙌